Teknoloji

Yapay Zeka Nedir?

Yapay zeka insan zekasını geçebilir mi? Bu konuda yapılan kehanetleri göz önünde bulundurduğumuzda ilginç sonuçlarla karşı karşıya kalıyoruz. İlk tahminler 1965’te yapıldığında yirmi yıl içerisinde bunun gerçekleşeceği yönündeydi. 90’lı yıllara geldiğimizde bu gerçekleşmediği gibi tahminlerde daha ileri bir tarihi göstermeye başladı.

Vernor Vinge gibi bilim kurgu yazarları da 30 yıl içinde yapay zeka insan zekasını geçebilir dediler. Teknoloji ilerledikçe yapay zeka çalışmaları da gelişti tahmin süreleri ise kısalacağı yerde uzadı! Artık robotik araştırmacıları 45 yıl sonrasına randevu vermeye başladılar. 2000’li yıllara geldiğimizde teknoloji dünyasının en önemli insanlarından Moore kanunu da ortaya koyan Gordon Moore gibi kişiler bunun asla gerçekleşmeyeceğini söylemeye başladılar.

Yapay zekayla insan zekası arasında sanki bir oyun oynanıyor. Bu oyunu kim kazanacak? Bu soruya doğru cevap verebilmek için önce yapay zekanın ne olduğunu ondan da önce zekanın ne olduğunu anlamamız gerek. Çok zeki biri dediğimiz zaman çoğu zaman IQ’su yüksek biri aklımıza gelir. Oysa ki IQ zekayı ölçmek için kullanılan pek çok yöntemden sadece biri. Bir makinenin ne kadar akıllı olduğunu anlamaya çalışan ilk yöntemi geçen yüzyılda Alan Turing keşfetmişti. Meşhur Turing testinde bir insanın zekasını belirleyen en önemli etkenlerden biri olarak onun dil yeteneklerini seçmişti. Bir perdenin arkasında bir bilgisayar ve bir de insan olduğunu düşünün. Siz çeşitli sorularınızla kimin insan kimin makine olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz.

Eğer bilgisayar verdiği cevaplarla sizi bir insan olduğuna ikna edebilirse Turing testinden geçmiş oluyor. Böyle bir şeyi başarabilmesi için hem sizin sorduğunuz soruları anlayabilme ve hem de cevap verebilmek için bir insan gibi düşünebilme yeteneklerine sahip olması gerekir bu bilgisayarın. 1950 yılında Alan Turing’in yazdığı bir makaleyle ortaya çıkan bu Turing testi sadece yapay zeka araştırmalarına ışık tutmakla kalmadı aynı zamanda insan zekasının kullanılarak eğlenceli yarışmalar düzenlenmesine de ilham verdi.

1964 yılında tasarlanan bir yarışma programı o gün bugündür tüm dünyada televizyonlarda oynanmaya gösterilmeye devam ediyor. Bu yarışmanın bizdeki karşılığı eski adıyla Riziko yeni adıyla büyük risk. Üç kişinin katıldığı ve cevabı doğru soruya dönüştürmeye çalıştığı bu yarışmanın 2011 yılında düzenlenen bir programına iki ünlü dünya şampiyonu davet edildi. Üçüncü yarışmacı ise bir bilgisayardı. IBM Watson. Ve yarışmayı o kazandı. Bir yapay zeka bir oyunda süper human seviyesine ulaşmıştı. Yani dünyadaki tüm insanlardan daha iyi oynar hale gelmişti. Bu seviyeye ulaştığı başka oyunlar da vardı.

En meşhuru da satranç. 80’li yıllardan beri bilgisayar yazılımlarının güçlü satranç oyuncularını yenebildiğini biliyoruz ama ilk kez 1997 yılında super human seviyesine ulaşabildi. Dünyanın en iyi satranç oyuncusu Garry Kasparov’u yendi. . Kasparov o an kendi yarattığı yapay zekaya yenilmenin çaresizliğini tarifsizce hissetmiş olmalı. Yapay zeka yeteneklerini geliştirmeye devam etti. Tavla ve scrabble oyunlarında da super human seviyesine ulaştı.

Kazandıktan sonra bu iş bu kadar iki mars bir tokat tavlayı da koltuk altımıza sıkıştırmışsa artık bu iş tamamdır, yapay zeka bizim seviyemize ulaşmıştır. Şaka bir yana, bütün bu oyunlar da öbür yana bir başka oyun daha var ki onu da insanları yenebilmenin çok çok çok zor olduğu düşünülüyor. Dünyanın en eski oyunu bu. Go. Peki neden bu kadar zor olduğu düşünülüyor? Çünkü bu oyun çok soyut bir oyun. Adeta içinde yaşadığınız evrenin sadeleştirilmiş bir versiyonu. Ve yapay zeka bu oyunu da kazandı.

Teknoloji’nin Geleceği

Bill Gates bir kaç gün önce aşının bulunmaya çok yakın olduğunu ama bulunmadığını söyledi. Teknolojinin devi olan bu kişi yeni dünya düzeni konusunda kendisine en çok iş düşen ayağın yani teknolojinin yöneticisi. Biz komplo teorileri üzerinden devam edelim. Bu kişiler dünya üzerinde yaşayan kişileri dizayn edebilmek için çeşitli yöntemleri bulunmaktadır. Bu yöntemlerinden sonuncusu insanlara çip takmak suretiyle onları kontrol altında tutabilmek. E nabız isimli uygulama ile koordineli çalışması beklenen bu çipli sisteme göre insanlar uzaktan tedavi edilecek ve hatta öldürülebilecek.

Yaratılan bu çipli insanlar başkaldırıyı unutacak hak arama kavramından uzak olacaklardır. Mankurt gibi hayat yaşayan bu insanlar azar azar öldürülecek ve kademeli olarak insan sayısı beş yüz milyona kadar düşürülecektir. Kalan beş yüz milyon insanın yarısı efendi yarısı köle olacaktır. Bugün dünya üzerinde yer alan zenginliklerin olduğu bölgelere bir bakın hepsi üst akıl tarafından en büyük teknolojiler kullanılarak sömürüldü. Avustralya bir anormal orman yangınıyla dizayn edildi. Onlar da evanjelist devletlerin kurallarına uymak zorunda kaldı. Yakın zamanda ise Ukrayna Çernobil yakınlarına kadar yaklaşan yangınla korku dolu zamanlar yaşadı. Onlarda o yangınla dizayn edildi.

Dünya modern ekonomiye döndüğü günden bu yana petrol ilk kez bu kadar kötü bir duruma düştü. Geçen haftaki sert düşüşten anladığımız kadarıyla üstünler yeni bir enerji kaynağı keşfettiler. Altın fırlayışını haftanın ilk gününde korudu. Dolar ise dünya üzerindeki son günlerini yaşıyor. Bir komplo teorisine göre Amerika doları kullanmayı bırakacak ve yeni bir para birimini insanlığa açıklayacak. Dolarla yaptığı tüm borçlar için doların ortadan kalktığını söyleyip üstüne sünger çekecek. Dolarla herhangi bir alacağı bulunmadığı için bu olaydan yine karlı çıkacak.

Dünya elitleri insanlığı 5G denen sisteme geçirebilmek için virüsü kullandılar. Kısa bir sürede aşıyı bulduk deyip insanlara çip monte edecekler. Bu çipler ile her insan 5G donanımına sahip bir android makina olacak. İşte istenen bu. Sonuç bu. Bu plan yürürlüğe konuldu ve başarı ile uygulandı. Bu daha başlangıç esas salgın için bir elli yıl kadar daha var. Tabi bu zamana kadar dev dünya ülkeleri Rusya ve Amerika HAARP teknolojisiyle yapay depremler ve kasırgalar yaratmaya devam ediyor. Her gün yeni bil algı ile karşımıza çıkan bu devletler insanları insanlıktan çıkarmak üzereler.

Klon teknolojisini yaptılar. O bir tarafta duruyor. Genlerini kopyalayabildikleri insanları yeniden diriltmeye çalıştıklarını da biliyoruz. Maalesef ki eskinin teknoloji olmayan hali bu felaket senaryolarından daha güzeldi. Biz teknolojiyi cep telefonu, televizyon olarak bilirken artık biz insanlar yürüyen bir cep telefonu olma adayıyız. Teknoloji iyi değildir. Dedelerimizin bildiğinin dışına çıkmak iyi değildir. Malesef bu mankurtlaşmanın sonucu olarak sıradaki dünya savaşı taş ve sopayla olacak bu kesinleşti.

Teknoloji’nin Hayatımızdaki Yeri

İçerisinde bulunduğumuz çağ malum teknoloji çağı. Bunun bir çok ögesinden yararlanarak yaşamımız genel anlamda daha kolay ve daha hızlı akar bir hale geliyor. Teknoloji her geçen gün bizleri kendine daha da fazla hapsetmekte. Ancak bu hapis durumundan bizler bakıldığı zaman o kadar da rahatsız oluyor gözükmüyoruz. Ancak bu durum bizleri rahatsız etmeli. Çünkü yaşamımız ister istemez bizim kontrolümüzden çıkıyor ve bu ileri ki zamanlara doğru hiç bir şekilde anlayamayacağımız ruhsal sağlığımız ile aynı zamanda fiziksel de birtakım problemlere yol açabilir.

Bu kolaylıklara ulaşabilme potansiyelimiz bizleri aslında daha da keyfiyet halinden zevk alan bir toplum haline sokarak ilgi alanlarımız kendimizin kontrolünden çıkıyor ve artık ister istemez normalde hiç ilgimizin bulunmadığı ve bize hiç bir şekilde bir yararının olmayacağı şeylere ilgi duymaya başlıyoruz ve kendi kendimizin kontrolünden çıkıyoruz. Bu ise bizi asıl hedeflerimizden saptırıyor ve bizleri popüler kültürün bir ögesi haline getirerek çok da fark ettirmeden sistemin birer kölesi haline getiriliyoruz.

Geçmiş çağlarda yaşayan kölelerden daha da kötü bir hale bürünüyoruz. Çünkü onlar köle olduklarının farkındalar ve kurtulması gerektiğini ve özgürlükleri için savaşmaları gerektiklerini bilirler. Ancak bizler köle olduğumuzun farkında değiliz. Birilerinin ekmeğine daha da fazla yağ sürülecek diye sistemin cansız bir ögesi haline getirilmiş olduğumuzun farkında değiliz.

Hedeflerimizden saparak zengin olanların elinde yuvarlanarak yaşamlarımızı mahvediyoruz. Bu nedenden dolayı bunun farkına varmamız ve popüler kültürün bize dayattıklarını reddetmemiz gerekiyor. Gerçek hayat ne demek onu öğrenmemiz gerekiyor. Her ne kadar bundan memnunmuş gibi gözüksek de baş kaldırmamızın vakti geldi de geçiyor. Teknolojinin zararları aslında bize yarar sağladığı için bu zararın farkında değiliz. Bunun için savaşmak zorunda olduğumuz gerçeği yerine bunun için yaşamamız gerektiği gerçeğine inandırılıyoruz. 

Peki ne yapmalıyız? Bu girdaptan kurtulmak için nasıl bir yol izlemeliyiz? Teknoloji bize bu kadar kolaylık getirmişken onu yaşamımızdan tamamen çıkarmamız doğru mu ya da daha doğrusu ne ölçüde onu yaşamımıza dahil etmeliyiz?Bunun yanıtı aslında çok basit. Eğer ki teknolojiyi keyfi durumlarımızın üstünde kullanıyorsak bu bize zarar veriyor demektir.

Ancak teknolojiyi gereksinimlerimiz doğrultusunda kullanır isek ve belirli zamanlarda dizi, film gibi belirli keyfiyet durumlarına izin verir şekilde kullanır isek siz de daha iyi fark edeceksiniz ki yaşamınız daha içten ve daha da parlak bir hale gelecek ve gün içerisinde kendinizi geliştirecek olan aktivitelere kendinizi daha da hazır ve istekli olarak bulabileceksiniz. Dolayısıyla kendinizi geliştirecek ve asıl hedefleriniz doğrultusunda yaşamınıza daha doğru bir biçimde yön vermeye başlayarak teknolojiyi daha doğru bir biçimde kullanmış ve bu sistemi yaratan kişilerin birer kölesi olmamış olacaksınız. Sağlıcakla kalın.

Daha Fazla Göster

Mustafa

Blog okumayı seven ve araştırma yapmayı ilke edinmiş bir editör.

Bir Yorum Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı